Friday, May 30, 2014

Gezi Parkı Direnişi adına : "Sen neredeysen ben oradayım"

Gezi'nin birinci yılı sebebiyle yayınlanan fotoğraflara ve videolara bakıyorum son dört gündür, vakit buldukça. Hiç görmediğim kareler görüyorum, başka türlü kahraman insanlarla tanışıyorum. İnsan gerçekten "Vay be!" diyor, "ulan nasıl da kenetlenmişiz? Nasıl da direnmişiz şiddete karşı hep birlikte?"

O karelerde aradan bir sene geçtikten sonra sadece Gezi Parkı direnişi görmüyorum. İnsan uzun zamandan sonra olan bitenlerin dışına çıkıp bakabilince anlam bütünlük kazanıyor. Öfke, sevgiye paylaşıma açlık, ortak hareket etmeye inanç (belki de ilk defa), diğerini tanıma (aslında merak etme), ayrışmak yerine bir araya gelmeye çaba gösterme eğilimleri en çok dikkatimi çeken motivasyonlar oluyor videoları seyrettigimde, yazılanları okuduğumda. Evet Gezi'nin kendine göre bir zekası vardı. Bu anlamda Gezi Zekalı ancak övünülecek bir şey olmalı. Bir arada durmaya ihtiyacımız vardı. Hala da var. 

Bu aralar haliyle 31 Mayıs'ta Taksim'e çıkalım ve çıkmayalım diyenlerin arasında kaldık hep birlikte. Burası kişisel bir blog olduğuna göre naçizane fikrimi söylemekten başka bir şansım yok. Çağrı Taksim Dayanışması'ndan ve bir takım sanatçı arkadaşlarımızdan gelmiş gibi gözüküyor. Yani bir sivil hareket çağrısıdır. Taksim Dayanışmasını eleştirdiğimiz zamanlar oldu, bir kısmında da haklıydık. Ama şu an Taksim Dayanışmasının Istanbulluları Taksim'e çağırmasını anlamlı buluyorum. Dayanışmanın ilk savunma alanı Taksim'di ve bir aktivizm hareketi olarak pasif direnişi yaymamıza yardımcı olan, tam da sivil ama örgütlü bir harekete ihtiyaç duyduğumuzda oradalardı. Hiç birimiz olayların başında sonradan bu kadar büyüyeceğini ve tüm ülkeye yayılacağını öngöremedi. Onlar da dahil! Bu anlamda savunma alanı düşünüldüğünde dayanışmanın alanı öncelikle Taksim'dir, Gezi Parkı'dır (elbette) ve çağrıda bulunmaları da normaldir. Bir aktivist hareketten "aaa 25000 polis 50 Toma mı? Tamam o zaman evinizde oturun, ne olur ne olmaz?" demesini bekleyemezsiniz. Bakıyorum, direnişe katılmış şehirlerde de direniş merkezlerine çağrı var. Bir anma, hatırlama, savunma eylemi yapılacaksa... Anmak hatırlamaktır. Hatırlamak da toplumsal bellek oluşturmak için önemli. Her zaman olduğu gibi yine çağrıya uyup uymamak kişisel tercihtir. "Daha akıllıca eylemler beklerdim Taksim Dayanışması'ndan" diyenlere şunu sormak istiyorum; O ilk harekette, ilk motivasyonda Taksim Dayanışması'nın taleplerinden haberin var mıydı da kalkıp Gezi'ye geldin? O ilk motivasyon örgütlü müydü? Şimdi neden birileri seni örgütlesin motivasyon için diye bekliyorsun? O "beklenen" akıllıca hareketleri hep sen, ben, biz yaptık. O dili biz kurduk. İstersen yine yaparız. Bana sorarsan (sormadığın halde cevaplayabiliyorum tabii blog ya) aradan bir sene geçtiğine gore artık bir şekilde örgütlenmeliydin zaten. Bir sivil hareketin parçası olmalıydın çoktan. Bir sene uzun zaman. Parçası oldugun Gezi hareketi senden esas bunu bekliyor.

Gezi olayları benim için Sandık Başındayız'dır mesela, Istanbul Hepimizin hareketidir, İstanbul Kent Mitingi'dir, Kuzey Ormanları Savunması'dır, ülkede gerçekleşen mahalle forumlarıdır, takas şenlikleridir. Çağdas Hukukçular Derneği'dir, Gezi Doktorları'dir ve hatta Hatay'dır, Soma'dır. Kadın hareketleri dahil isimlerini tek tek sayamayacağım son bir senede oluşturulan irili ufakli farkındalık hareketleridir. Elini bir taşın altına koymanın gerekliliğinin yüzüne vuruldugu an'dır. Ülkeyi ilk defa el birliğiyle gercek sivil demokrat bir ülke olmaya doğru yönlendirme hareketinin başlangıcıdır. Umudunu çabuk yitiren, oflayıp poflayan arkadaşları anlamakta güçlük çekiyorum. Hareket sokaktan gelir ve sokakların boşluğa tahammülü yok. Boş bıraktığın yerde en son 1 Mayıs'ta Istanbul'da deneyimlediğimiz gibi Kahramanmaraş'tan bile polis gücü gelir konuşlanır. Sokaklara çıkmak istemeyen arkadaşlar çıkmasın ama çıkmak isteyeni de geri çekmeye çalışmamalısınız. "Sonra hep birlikte üzülüyoruz" vicdanından kurtulmalısınız. Hep üzülüyoruz zaten. Bu bakış açısı ne kadar anlamlı artık Gezi olaylarından beri o kadar masum insanı kaybetmişken ve bu topraklarda insanlar yüzyıllardır hep üzülürken? Kim üzülüyor, neden üzülüyor anlamak için Gezi direnişinde olduğu gibi hep birlikte durmamız gerekmiyor mu? Bunu da evlerden yapamayız. 

Hadi artık bir şey yap. Zaten durmadan çabalayan arkadaşlarım üstüne alınmayacaktır. Ama kendini kötü hissediyorsan, çok öfkeleniyorsan vardır bir sebebi. Bu bir işarettir. Motivasyondur. Bir şey yap. O öfkeyle evinde durma. Bir şeyler yaptığında kendini daha iyi hissediyorsun. Ve yapacak çok iş var.

Not: Bugün Istanbul Kent Mitingi'nde kalbi duran 64 yaşındaki can, Elif Çermik'i kaybetmişiz!

Hayır.


Kimler kimler 
Neler neler geçti gitti
Bir sen kaldın. 


Kaldığın yer bize anlattığından farklıymış 
öyle diyorlar.
Kimse inanmadı.
Ben inandım içimden.








Söylemek haykırmakla aynı bu aralar 
Buralarda yollar biraz dar
Sen bunu bilirdin de
Yine de söylemezdin. 


Hep ona konuşuyorsun diyorlar
Hayır diyorum içimden.





Konuşsam ayrı konuşmasam ayrı
sana.
Hep bilinmezlik gölgesi taşıyor
sıra sıra diziliyorum. 
Gözgöze geldiğimizde sadece 
ayaklarına bakacağım 
Çoraplarına belki de. 


Bırak şimdi yağmuru
yağsın dursun. 
(yağsın dursun)


Kaş'tan İstanbul'a 18/05/14





Friday, May 23, 2014

TK 1888 | Viyana - Istanbul \ Sempati


Hayatımda Bregenz'e ilk defa gidiyordum. Avusturya'nın en batısı. Almanya'ya Friedrichshafen'a direkt uçak varmış THY, oraya gittim başkonsolosumuz araç yollayip aldirdi beni. Zaten havaalanı çıkışından Avusturya Bregenz 20 dakikalik araba yolculuğu mesafesi. Sınır filan yok tabii. Bregenz Başkonsolosu Cemal Erbay'in evi Avrupa'nın en büyük gölünün kenarında, sol tarafta İsviçre, bakınca sağ tarafta Almanya gözüküyor. Acayip bir yer. Öğleden sonra uçuşu ile geldigim için acilen oglen yemegine aldilar beni. Cemal bey ve kibar esi Pelin hanim guzel bir vejetaryen sofra hazirlatmislardi, kirmizi sarap da vardi iste daha ne? Ama vakit yoktu acilen yedik ve ben sound check'e kostum, gorev bekler. Adamlar bekler. 

Mekan cok guzel bir yerdi yakisikli agir abi bir piyano var sahnede. Jörg ve Patrick ile en son 15 Eylul'de Cafe Mitanni'de calmistik. 98'den beri caliyoruz sonucta ozel bir dil oldugu aramizda rahatlikla soylenebilir. Sound check + prova cok iyi gecti. Avusturya'nin Turkiye'de goc almasinin 50. yil serefine verdik konseri dolayisiyla hatiri sayilir oranda Turk is adami ve Avusturya'daki Türk kadin milletvekillerimizden biri vardı dinleyiciler arasinda. Türkce parcalarimi calayim dedim ben de Jörg ve Patrick ile bir ilk olsun. Tuhaf belki ama hayatimda hic sarki soyledigim bir konser calmamistik birlikte tam 16 senedir. Baska turlu bir muzik caliyoruz cunku birlikte cikardigimiz ses farkli.  Mekanın sesçisi Andy o kadar profesyonel calisti ki hayranlik duydum. Hepimizi tek tek dinledi yanimizda, istedigimiz her seyi uygulamaya calisti. Ses insaninin 4. kisi olabildigi nadir konserlerden biri oldu. Iki set caldik. Spielboden'i cok sevdik. Bizim arkamizdan ertesi gun Wolfgang Muthspiel, Larry Grenadier ve Brian Blade calacakti. Onu kacirdigimiza uzulduk ama kalabilecek durumda da degildik. Mekandan cikmadan once sofor geldi bizi almaya. Bu sirada yasal kagit islemlerini bekliyoruz odeme ile ilgili. Biraz uzun surdu ne de olsa rahat insanlar. Sofor hic Almanca bilmiyor ve dort senedir baskonsolos icin calisiyor. Bana baski yapmaya basladi. Niye gitmiyoruz? Ne bekliyoruz? Evde karisi bekliyormus. Zaten yorgunmus! Inanilmaz. Turkiye'lilerin calisma etigi beni bir gun delirtiverecek. Ben orada sanatci konumunda bulunuyorum ve konserimden sonra arkadaslarimla bir kadeh bir sey icmek icin durmak isteyor olabilirim. Adam bana kötü bakıyor surat asıyor filan. Sikayet etsen bir turlu etmesen bin turlu. Haftaya Fazil Say gidecekmis konsere ona da yapsin bakalim boyle ne oluyor? Sonra da sorarlar feminist misin nesin diye? (Ne'yim). 

Enteresan baska bir olay, megerse haftalardir Cemal beyler Enerji Bakani Taner Yildiz ve ekibini agirlamak icin bekliyorlarmis. Soma katliami olunca Enerji bakani gelememis yoksa ayni mekanda kalacakmisiz 20 kisi. Inanamiyorum hikayeye ve ne diyecegimi bilemiyorum. Elbette insan gelemedi diye seviniyor ama sebebini dusununce allak bullak oluyor. Ya gelseydi? Zamaninda Pakistan'da caldigimizda donemin devlet bakani Mehmet Aydin ve ekibi de gelmisti ve ayni yerde kalmistik yemekleri birlikte yemistik. Kendisi iyi egitimli ve dikkatli birisi ama etrafindaki genc guruhtan rahatsiz olmustum. Cok bilmis ve kibirlilerdi. Kadin oldugum icin de bir kac sinir bozucu olay yasamistim, masada elimden tuzluk almamis olmalari gibi. Endiselenmistim AKP'nin gelecegi olan nesilden ve maalesef gercek oldu. Konserden sonra arkadaslarimin kaldigi kucuk mekana gectim muhabbete. Ve oyle bir dokuldum ki... Politika, insanlar, olumler, sokak mucadelesi, sandik mucadelesi... Durmadan konustum. Konusurken agladim, arada deli deli guldum. Yorulana kadar konustum sempati pesinde. Anliyorlar mi anlayacaklar mi? Anliyorlar. Endise ediyorlar. Endise etmeleri hosuma gidiyor. Insan aslinda sevilmek, hissetmek, kollanmak istiyor. Anlasilmak. Belki. 


Ertesi gunu Viyana'ya dogru yola ciktik Patrick ve Jörg ile. Megerse 3 kere tren degistirecegimiz 7 saatlik bir yolculuk yapacakmisiz. Sonucta bir ucundan diger ucuna gidiyoruz Avusturya'nin. Hava cok guzel neredeyse yaz gelmis. Gule oynaya yolculuk yaptik. Hayatimda bu kadar guzel bir tren yolculugu yapmamistim. Her karesi aklimda kaldi. Yesil yesil, mavi mavi... Alplerin arasindan, zirveden dokulen selaleler, goller, evler, inekler, koyunlar, agaclar agaclar agaclar... Onlar bir ara kestirdi ben uyuyamadim. Hayran kaldim gorduklerime, buyulendim. Yolda ikisiyle de ayri ayri konusma firsatim oldu. Ne acayip bir sey samimiyet. Hic bir sey gizlemeden konusabilmek anlatani yargilamadan dinleyebilmek. Cocuklugunuzdaki gibi. Icten. Ikisi de agir iki soru sordu bana, bende sakli kalsin. Agladiklari guldukleri olaylari anlattilar. Ne kadar yakin. Halbuki ne kadar uzagiz. Ama yakinlik oyle bir sey degil iste. 


Aksam calistik. Sonra yemek yemeye kanaldaki Tel Aviv Beach'e gittik. Sehrin ortasinda kanal kenarinda kumsal ve plaj takilmasi. Herkes disarida, guzeller, rahatlar. Kadinlar beyaz elbiselerini giymis icine bacağım görünür diye jipon giymeden, beyaz pantalon, mini etek... takılıyorlar. Herkes cok rahat. Sistem isliyor. Insan sinir oluyor. Kompleksten patlayacagim. Nereden nereye geldik? Ne yapiyorsaniz bize yapmayin artik lutfen? 


Yemegimizi yedik ickimizi ictik. Patrick'in ailesi de yanimizdaydi. Aile muhabbeti. Ne guzel Olivia buyumus 6 yasina gelmis. Okula başlayacakmış. Christina hep bildigim gibi, durmadan konusuyor. anlatıyor. Icime bir sicaklik doluyor. Viyana'dayim beni iyi hissettirmek icin ugrasan arkadaslarim var. Uyku sorunum oldugunu bildikleri icin yatagimi ona gore bir yere koyup yemek alerjilerimi bildikleri icin ona gore kahvalti hazirlamayi planlayan arkadaslarim, ailem var. Sempati boyle bir sey olsa gerek diye dusunuyorum. Sonra Jörg de geliyor. Kizi Pia'yi yatirmis yataga oyle gelmis. Yuruyoruz ucumuz, guluyoruz ne guzel. Caldigimiz gibi guzel. Yakin. 


Sabah kalktik alerjilerimi pas gecen kahvaltimizi hazirladilar Pat ve Christina muhabbet esliginde yedik. Telefondan Twitter'a girdim bir baktim Ugur Kurt'u polis basindan vurmus. Yine cemevi yine alevi hikayeleri. İsyan. Dunyam basima yikildi. Hic mi rahat yok lan bize? (yok). Panik oldum haberlere ulasmaya calisiyorum. Gecen yazida yazdigim korkum ile henuz yuzlesememisim daha bu kadar cabuk bir olay beklemiyordum. Dediler ki provokasyon bunlar. Sabir dilerim dediler. Sabirli ol. Oradan bile gozukuyor biliyor musunuz? Ayan beyan gozukuyor bizi delirtmeye yok etmeye calistiklari. Christina kostu bakti haberlerde bir sey var mi? Patrick "sen cik git bir kahve ic iyi gelir, dur bir mekan bulayim yakinda sana" dedi. Empati. Fakat icimdeki sicaklik yerini bir bulantiya birakiyor. 




Cikip kanal boyunca bir saat yurudum. Cok sicak. Ayakkabilarimi cikardim. Nehir kenarina gittim. Cimlere bastim, ellerimle dokundum. Elektrik gider belki vucudumdan beynim temizlenir diye dusundum. Oyle umdum. Bastim yesile ayaklarimi. Durdum oyle. Bekledim. 

Not : Ben ucakta yazarken yaşıyordu Uğur Kurt. Ölmez zannettim. Çünkü bir umuttur yaşatan insanı! Delirmeyeceğim. Sevdiklerimin delirmesine de izin vermeyeceğim. 

Wednesday, May 21, 2014

Friedrichshafen'a TK 1385 - Aklimda sendika


Insan yazmak istiyor. Yazmak yazmak ama hic konusmamak. Konusarak ayni seyleri soyleyip duruyoruz zaten birbirimize. Nasil da gaddarmis, nasil da uzulmezmis, onca insan oldu yitti gitti nasil oraya gidip insanlari hala tekmelerlermis yumruklarlarmis falan da filan. Sok olma potansiyelimizi zorladilar ya artik hic bir seye sasirmayacagiz diye korkuyorum. En buyuk korkum da bu!

301 (bize soylenen sayi) insanimiz oldu gitti yer altinda. Ilk hissettigim sey nefes alamama duygusu oldu. Onlar dumandan boguldukca benim girtlagim tikandi, cigerlerim sondu. Aradan 6 saat gecti saniye saniye izliyoruz ne oluyor, devlet ve sendika hala Soma'da yoktu. Hic gelmeselermis belki daha iyiydi, bilemiyorum tabii, orada degildim. Ya oraya gidecektim ya uzaga gidecektim, uzaga gittim. Kendimi toplamaya. Akil lazim insana, ic lazim. Icimiz ters dondu son bir senede olanlarla. Boyle zalimlik nasil olur? Olurmus iste hep birlikte gorduk. Isyan etmek bize yakismaz, cozum bulmak lazim.

Butun olanlar bana sunlari dusundurdu; 1 Mayis'ta sokaktayken isci tanimi konusunda artik anlasamadigimizi farkettim. Isci kimdir? New Balance giyer mi? Tulum mu giymesi gerekir? Fakir mi olmasi gerekir? Olmesi normal midir? Audi otomobilleri fabrikasinda calisan ile madenlerde calisan isci arasindaki farki kim belirliyor? Bugun artik kapitalizm oyle bir durum yaratti ki tam zamanli calismak bir ayricalik dunyanin her yerinde. Italya Amerika her yerde arkadaslarim sen hic degilse universitede calisiyorsun diyorlar, sakin birakma! Bak, kolelige bak!  Yari zamanli calismak ise surunmek, ozel sektorde fiyat dusurmek, celme takmak, kendi reklamini yapmak icin digerini yok etmeye calismak gibi davranislari beraberinde getirdi. Hizmet sektorunde bazi alanlarda ucretler o kadar dustu ki is kapabilmek icin gercekten bedavaya calisan (yer etmek amacli) insanlar var. Sektor de bunu destekliyor. Buyuk abiler ablalar var yol gosteren, "bosver ya parayi, seni hele bir duysunlar da" yalanlari ucusuyor. Herkes ucuz iscilik pesinde. Muthis kalifiye elemanlar bedavaya calisabilmek icin genc yasta birbirinin gozunu oyuyor, hic bir is guvencesi olmayan islerde parasiz calismak icin. Bu zaman oyle bir zaman ki gercekten yeniden ve yeniden sormak lazim isci kim? Ne is yapar?

Bugun acik radyo'da bu konularla ilgili bir program dinleyerek havaalanina geldim. Pinar Ogunc Ingiliz Marksist dusunur David Harvey ile roportaj yapmis. Omer Madra onu okuyordu. Sendikacilik ve iscilik taniminin yeniden yapilanmasi gerektigi uzerine konusuldu. Tamamen katiliyorum. Bizde zaten sendikaciligin gelmis oldugu durumu Gezi olaylari esnasinda, son iki senedir 1 Mayis'larda (ki gecen sene Gezi olaylari 1 Mayis olaylarina zincir gibi bagliydi) birebir yasadik. Hareketsiz tepkisiz kalmalari hepimizi cildirtti. Toplu greve gidin diye bagrindik gitmediler. Ezileni polis siddettine karsi halki birligi korumayacaksa kim koruyacak?

Ben de Sosyal-Is'ten sendikaliyim. Bilgi Universitesi calisanlarini taseron firmaya teslim etmeye karar verdiginde ogretim gorevlileri de senelik anlasmayla calisiyor oldugu icin acaba sendikali olabilir miyiz calisan arkadaslarimizin haklarini koruyup taseron firmayi devreden cikartip toplu sozlesme hakki elde edebilir miyiz diyerek hep birlikte sendikal hareket baslatmistik. Diger ozel universitelerden de destek gelmisti ve birden istiklal caddesinde binlerce insan hep birlikte sendikal haklarimiz icin yurumeye baslamistik. Sonucta ne oldu? Toplu sozlesme hakki icin ulasmamiz gereken 500 kisiye ulasamadik ve hareketin basinda olan bazi arkadaslarimiz okuldan atildi. Ama cok parlak tipler olduklari icin elbette baska yerlerde is buldular. Bilgi'nin (k)ayibi baska universitelerin kazanci oldu.

Kendimi toplamaya Kas'a gittim haftasonu. Her zaman iyi gelir! Ayni zamanda arkadaslarimizin dugunu vardi. Bir tas iki kus durumu oldu. Bir ara bakkala gittim. Soma Madencilik sahibi ve mudurleri tv'de konusuyorlardi. Kimse sorumluluk almiyor boyle sinir bozucu bir konusma oluyor. Ben de haliyle geriliyorum. Bakkal sahibi "is verene bir sey olmasin insanlarin ise ihtiyaci var" dedi. Bos baktim. Devam etti. "Madenci sonucta biliyor oraya girdiginde sag cikamama ihtimalini ailesi de biliyor" dedi ve ekledi "madende birisi cakmak cakip sigarasini bile yakmaya calismis olabilir sonucta komur yanici bir sey!" Yani o insanlarin hayatinin o kadar degersiz oldugunu dusunuyor. Net.  RTE'nin 'bu isin fitratinda var' soyleminin aynisi. Once biraz itiraz etmeye calistim, sonra ciktim dukkandan. Adam 60 yasina gelmis isci dedigin olebilir kafasinda Kas'ta yasiyor. Hayatini degistirecek bir laf edemeyecegim acikti. Konusmadim. Zaten konusmuyoruz. Bu isin konusulacak bir tarafi yok cunku. Ama midemi bulandiran bu ulkede isci kavramina karsi duyulan tiksinti. Adam Kas'ta bakkal sahibi ve kendini ayricalikli buluyor, isci olarak gormedigi icin o insanlarin dogasinda boyle olmek var diye dusunuyor. Boyle bir kalpsizlik karsisinda ne yapilabilir?

Kas'a giderken Basak ile Pegasus'un araba parkina parkettik Sabiha Gokcen havalimaninda Ring servisine bindik Pegasus'un havaalanina dogru sabah saatin 5.15'i, sofor serviste bir radyo kanali dinliyor. Cirkin ama islak bir ses "otobus carpissa insanlar olse bunda nasil bir ihmal olabilir. Takdir-i ilahidir o insanlarin olumu. Buna karsi mucadeleye gerek yok" benzeri rezil kepaze bir seyler anlatiyor. Soma katliaminda olen iscilerimizin kendi omurleri bu kadarmis gibi bir seye inandirilmaya calisiliyoruz el birligiyle. Sabahin 5'inde. Isyan ettim, soylendim, Twitter'dan sikayet yazdim Pegasus destege kimse geri donmedi. Inanilir gibi degil. Arkasindan hacilar hocalar yolladilar Soma'ya, bu arada haklari konusunda olen isci ailelerini savunmaya calisan CHD avukatlarini da hukusuz gozaltina aldilar. Kimse akillanmasin, hakkini aramasin, kabullensin ve allaha teslim olsun diye. Cildirirsin. Allah 300 kisiyi bir anda ortadan yok etmeye karar verdi oyle mi? Buna inan ve devam et. Iscisin sen isci kal!

Maden-is sendikasi genel baskani Soma'ya 8 saat sonra ulastiginda "asagida kac kisi var?" sorusuna bilmiyoruz diye cevap vermisti. Sayi ver(e)miyor Enerji Bakani (tum bu bilgileri neden calisma ve sosyal guvenlik bakani'ndan alamiyoruz o da ayri felaket) dediklerinde "devlet infial yaratmak istemiyor olabilir" diye devleti savundu. Yuzlerce insan madenin basinda aglasiyor o sirada. Iste kalpsizlik tanimi bu. Ve cehalet. Ve ahlaksizlik. Ve insafsizlik...

Bu ulkede "Bilmiyorum" kelimesi fiziksel veri olarak kullanilmaz. Bilmiyorum diyen bir insan cogunlukla karsisindakini oyalamak ya da umursamadigini, basindan savmak istedigini anlatmak icin kullanir. Gercekten "bilmiyorum" diyemez. Asil demesi gereken yerde saldirganlasarak bilmiyor oldugunun ustunu ortmeye calisir. Ilk gun madende kac kisi mahsur kaldi kimsenin bir fikri yoktu. Ben en cok bunu kaldiramiyorum. Hepimizi takildigi konular var birbirinden farkli, benimkisi de bu. Kac kisi orada tikandi gitti kimse bilmiyor. Sendika da bilmiyor. Ne yapayim ben oyle sendikayi. Kapat git dukkani abi. Dun gece Maden-Is Sendikasi genel muduru Tarafsiz Bolge programinda konusuyordu. Devlet bize yardim etsin benzeri bir soylemle sendikalari yeniden kuralim el birligiyle dedi. Sendikanin yeniden yapilanmasini da ben mi dusuneyim? Ben daha ne yapayim onu soyle? Muzik mi yazayim? Ogrenci mi yetistireyim? Sandiklari mi koruyayim? Gezi'de agaclari mi koruyayim? Kurtaj hakkimi savunup kadin cocuk olumlerine mi itiraz edeyim? Daha ne yapayim? Ne yapmaliyim?

19 Mayis'ta arka arkaya fikrine cok guvendigim iki kisi gordum. Birisi kuzenim Ali Kazma digeri de Seda Ergul. Ikisi de linc kelimesini kavram olarak gundeme getirdi. Elbette tesaduf degil. Soma'da olup bitenler bizi toplum olarak hic de arzu etmedigimiz bir yere dogru surukluyor. Demirhan'in bana Istanbul Buyuksehir Belediye Baskan adayligi basvurum icin soyledigi sey geldi aklima simdi. Muhabbet esnasinda "sosyal medyada cok sozel saldiri oluyor, biraz tirsmaya basladim galiba" dedigimde, "oh iyi bari selencim yeter azicik kork artik da biz de rahat edelim" demisti. Su an toplumun hizla gelmekte oldugu noktadan korkuyorum. Ama kacinilmaz oldugunu da hissediyorum. Eger sanatci dedigin hisler/akil butunuyse izlenimlerim beni yaniltmayacaktir. Cok uzun zamandir hepimizin hissettigi (ve birebir yasadigi) bir yukselen siddet ortami var. Devlet cesitli sekillerde tepki verir ama halkina asiri siddet uygulamak cozumlerin en aptalcasidir. Tarih bize bunu defalarca gosterdi. Simdi de farkli olmayacak. Herhangi bir alanda uzlasmaci olmayan hukumetlerin sonu hizli geliyor. Halka uygulanan baskici siddet en IQ'su dusuk kontrol yontemlerinden biri. Cevabini da hizli alacak. Burada hala artan siddete halk olarak sabirli ve pasif direnis sinirlarinda gezinerek cevap verebilmek mumkun mu? yoksa baska bir yontem var midir onu deneyimleyecegiz. Hep birlikte gorecegiz.  Bunu artik damarlarimizda hissediyoruz.

Monday, May 12, 2014

Saklan










Ay'dan saklandığım ilk gece
gölgelerin birbirine karıştığında 
terasta oturuyordum
bacaklarım açık ruhum dar.


Söylediklerim yapabileceklerimden azdı
ama söylemedim.


Yüzün gözün ağaç kavuğuna saklandığında
iki adım attım
sonra iki takla.


Sonra iki badem attım ağzıma
kayboldu yüzün gözün
aydınlık oldu.


(Koştum)


Sen de söylemedin.


Kim bilir neler yapabilirdin?
Saklı kalan yerlerin uzaklaştı birdenbire.



Ne renk var ne de iki çizgi
aklımda şimdi gölgelerin var.
Sözlerin de kulaklarımda kaldı
takıldı ağacın dallarına.


(Koştum)


Ay'dan saklandım
adımlarını saydım uzaklaşırken
yay çizdi pencerenin kenarına
uzun.


(12.05.14, istanbul, 01.32)